Ömür boyu edindiğimiz tecrübeler, yasadığımız hayal kırıklıkları, kazanımlarımız ya da kaybedişlerimiz sebebiyle hep bize verilen hayati suçlarız ya da yargılarız.

Aslında, bizi biz yapan ‘Hayat’, bizim boynumuzu bükerek, iyisi veya kötüsü ile kabul edeceğimiz bir kader değildir.
Kader, bizimle doğan, yaşayan ve bizimle bu dünyadan ayrılan, bir ömür çizgisi etrafında ceryan eden, bizim kendi tercihlerimizden dolayı hayatımıza giren, bizi arkasından sürükleyen insanlar ya da olaylar zinciridir.
Kader bize verilendir.
Kaderin yolunu, gidişatını belirleyen sadece bizleriz.

Her aldığımız yaş aslında bir diğerinin aynısıdır.
Belki zaman, belki yaşanılan yer ya da etrafımızdakiler farklı olabilir, ama bir önceki yaşanılmışlıktan kazanılmış deneyimler hep bize yol gösterendir.

Budalaca yaşanan bir hayatın, herhangi bir deneyime ihtiyaci yoktur.
Körü körüne yaşanır ve biter.
Oysa yaşanmış tecrübeler, kazanılmış deneyimler ve bunlardan aldığımız dersler, bizim bir sonraki adımda atacağımız sağlam zemini belirler.

Biz istersek insanlar girer hayatımıza ya da biz izin verirsek olaylar şekillendirir yaşantımızı.
Yaşadığımız kötü deneyimler sonucunda olayları ve insanları suçlamak, sadece zayıflık veya bencilce bir benmerkezcilik duygusudur.

Seçimlerimizi ve tercihlerimizi deneyimlerimizle şekillendirirsek, yaşadıklarımızdan daha az yara alırız.
Baslangıç ve sonlanış arasındaki başrol oyuncusu sadece kendimiziz.
Kendi iç heseplaşmamız yön verir ‘Biz ‘e.
Hayatın bir tek doğrusu vardır.
O doğruyu bulmak sadece bizim tasarrufumuzdadır.
Kim ya da kimse ‘Biz’e yön veremez.

Verememeli.

 

Bildquelle: wikipedia