Yaşadaĝınız ya da gezdiĝiniz yerlerin hikayesidir size zenginlik katan.Likya yolu yürüyüşü de böyle oldu benim için.

Hedefimiz üç günde, orta zor parkur olarak belirlenmiş yaklaşık 40 kilometrelik yolu yürümek.

  1. gün sabah saat 08:00 de Ovacık Likya yolu başlangıcı noktasından yürüyüşe başlayarak, Kirme üzerinden Faralya`ya varmak üzere yola koyuluyoruz. Hedef 17 kilometre. Rehberimiz Mustafa Hoca havadan yana şanslı olduĝumuzu söylüyor. Biz ise daha 100 metre yürümeden terlemeye başlıyoruz. Yolumuz oldukça dik,önümdeki taşlara ve kayalara bakmaktan, çevreye bakamıyorum. Yaklaşık iki kilometre sonra, dizlerimde bir aĝrı. Yavaşca „ olmayacak sanırsam“ diye sesli düşünüyorum. Mola veriyoruz, biraz su içip, kalanı da başıma dökerek biraz rahatlıyorum ve tekrar yola koyuluyoruz. Yürüyüş esnasında „dikkat edin yukarıdan başınıza her an bir şey düşebilir diyor rehberimiz. Anlamıyoruz. Daĝ paraşütçülerini göstererek. „ayakabbı ve cep telefonu“ diyor gülerek.

Babadaĝ eteklerinden yürürken, ölüdenizin eşsiz manzarası eşlik ediyor bize. Kaçmetre yukarıdayız bilmiyorum ama ölüdenizin görüntüsü olaĝanüstü. Yaklaşık dört kilometre sonra su molası veriyoruz. Etrafta keçiler. Özgürlüĝün tadını çıkartıyorlar. Bu ara grubun arkasından bizi toplayarak gelen ikinci daĝcımız Göksel aynı zamanda boynunda ki fotoĝraf makinesi ile sürekli fotoĝraf çekiyor. Tabiri caiz ise, özgür keçiler gibi. Grubun arkasında, önünde, bir kayalıkta, sürekli yanıbaşımızda.

İlk günü planlanan süreden önce bitirerek ilk konaklama yerimize „Gül Pansiyon`a“ varıyoruz. Beklentimiz çok da fazla deĝil zaten. Odalar temiz, su da oldu mu tamamdır. Sıcak su olmasa da olur, soĝuk su daha saĝlıklı zaten deĝil mi!

Biraz dinlendikten sonra ayran içiyoruz. Çok da güzel, bir tane daha içiyoruz. Sonra kaçtane içtiĝimizi biz de bilmiyoruz. Yemekler ev yemekleri, harika. Pansiyonu çalıştıran anne ve oĝlu sanki kendilerine yaptıkları yemeklerden, biraz da fazlaca eve gelen misafirlere yapmışlar gibi.

Dinlenme zamanı. Yatıp sabah erkenden kalkmak için odalararımıza çekiliyoruz. Horoz başlıyor ötmeye. Sabah oldu kalkın artık der gibi. Saate bakıyorum 02:00 yi gösteriyor. Yanlış diye cebin saatine bakıyorum saat gene 02:00 yi gösteriyor. Aklıma „erken öten horozun başını keserler“ deyimi geliyor. Sabah 06:30 gibi balkondan bahçeye bakıyorum. Horoz hala ötüyor. Kesintisiz. Görmeye çalışıyorum. Aĝaçın tepesinde, hemen bir kare ile kanıtımı hafızaya kayıt ediyorum. Güne güzel bir kahvaltı ile başlıyoruz. Kahvaltıda ki temel konu „Horoz“. Aĝacın tepesinde ki horozun resmini gösteriyorum. Uykusuz ama bir o dar da keyifli yüzler. Hazırlanan azıklarımızı ve suyumuzu ve meyveleri sırt çantalarımıza koyarak yola koyuluyoruz. Bahçedeki limon aĝacından iki de limon alıp çantamın yanlarına yerleştiriyorum. Tüm yol boyunca bana eşlik edecekler.

  1. günkü hedefimiz Faralya-Kabak Koyu, toplam10 kilometre. Kelebekler vadisi üzerinden yola çıkıyoruz. Vadinin görünüşü gerçekten muhteşem. Yollar oldukça zor ve tehlikeli. Mustafa Hoca bir yandan bilgi veririken, diĝer yandan ikazlarını da ihmal etmiyor. Göksel Hoca sürekli çekiyor.

Hava çok sıcak ve yükseldikçe vücut ısısı ile birlikte zorlanıyorum biraz. Bereket sıkça mola veriyoruz. Herkesin keyfi yerinde, gülenler, türkü söyleyenler, keçilerin peşinde koşanlar… Arada sırada Mustafa Hoca baĝrıyor „Arka!“, Göksal Hoca hazır zaten „Geliyoruz!“

Koya iniyoruz. Dinlenme zamanı. Bir bölümümüz kendini yerlere atmış durumda. Diĝerleri çay ısmarlamakla meşgül. Biraz dinlendikten sonra Mustafa Hoca yakınlarda bir şelale var diyor bize bakarak. Olur oraya da gideriz diyoruz çok da düşünmeden. Yol boyunca kekikler, ada çayı ve ilk defa gördüĝüm sandal aĝacı. Şelale çok az insanın gelebildiĝi bir nokta, yolu oldukça zorluyor insanı. Su harika. Açıp müziĝi başlıyoruz halay çekmeye. Geri dönüşte ellerimizde kekikler, ada çayı ve sandal aĝaçı kabukları, tütsü yapıp kokusunu çekebilmek için.

Zorlu bir dik çıkıştan sonra kalacaĝımız otele varıyoruz. İkinci gün toplam 25 kilometre. Yorgunuz.

  1. gün hedefimiz Faralya-Alınca ve konaklayacaĝımız Keçiler kampı ( Catchy Camping). Mustafa Hoca „zor olacak, sürekli çıkacaĝız, 12 km.“ diyor gülerek. Biz hazırız. Sürekli yükseliyoruz. Doĝa ile içiçe, onlarca deĝişik bitki örtüsü. Bulutlar sanki başımızın üstünde, elimizi uzatsak dokunacaĝız. Derin oyuklu kayalıklar her tarafta. Hayata kuş bakışı biraz da. Günlük koşuşturmacanın tüm sıkıntılarını aşaĝıda bir yerlerde bıraktık grupça. Zorlandıkça dik yokuşlarda, tuhaf bir şekilde hafifledik sanki hepimiz. Yoksa çıktıkça 800 metreye yukarıya nasıl gülümser insan.

„Geldik diyor Mustafa Hoca, 850 metre yüksekteyiz.“ „Hiç de yorulmadık sanki. Yürüseydik biraz daha“ diyoruz gülerek.

Keçiler kampına 13:30 gibi varıyoruz. Ayakabbılarımızı çıkartarak yayılıyoruz hemen. Herkes bir köşede. Bulunduĝumuz nokta gerçekten harika. Deniz ayaklarımızın altında. Uçsuz bucaksız doĝa görüntüsü. Daĝın başında filtre kahve mi olur diye düşünürken, sansımızı deneyelim diyoruz ve filtre kahvelerimiz geliyor. Tadı bir başka hoş. Ortam çok rahat. Daĝ yürüyüşü yapanların uĝradıĝı bir nokta. Dinlenenler, çay içenler, çadır kuranlar.

Akşam güzel bir yemek eşliĝinde grubun rehberi Mustafa Hocadan bir deĝerlendirme rica ediyoruz.

Hoca alıştı bize, biz de sevdik hocayı.“ İlk gün otelde gördüĝümde, eyvah başıma ne iş aldım „diyor gülerek. „Yürüyüş sabahı sizleri daĝ ayakkabılarınız ve sırt çantalarınız ile görünce, daha iyimser oldum“ diyor ve sözlerini „ama bir çok daĝcı grubundan daha iyi tırmandınız ve varacaĝımız her noktaya saatinden çok önce geldik, tebrikler“ deyince keyfimiz yerine geliyor elbette.

Şimdi rakı zamanı. Fazla deĝil. Bir kadeh. 2009 dan sonra ilk defa. 850 metrede de tadı memleketin eşsiz güzelliĝi ile birleşince cezb ediyor insanı. Geçmişten geleceĝe doĝa ile iç içe. İyi geldi.

Deneyin, size de iyi gelecektir. www.fethiyeoutdoor.com

 

Hüseyin OCAR

 

Bildquelle: Privat