Im Alter von sechs Jahren wurde ich das erste Mal als Feministin bezeichnet. Eigenartig ist es ein Kind mit einem so exorbitanten, bedeutungsschwangeren Wort zu konfrontieren. Ich wusste natürlich nicht genau, was das Wort Feministin bedeutete. Aber ich wusste, dass es nicht als Kompliment gemeint war.

Ich war gemäß meiner Oma eine Feministin, weil ich mich mit Jungs prügelte, sie beschimpfte und mir schwor niemals zu heiraten. So verstand ich das Wort Feminist als jemand, der Jungs verachtete und sie als Feinde sah. Bis ich dann alt genug war, um zu erkennen, dass ein Feminist keineswegs ein hasserfülltes, männerfeindliches Individuum war, sondern jemand, der sich für die Gleichberechtigung und Emanzipation der Frauen einsetzt, der die von der Gesellschaft vorgeschriebene Rollenverteilung von Mann und Frau hinterfragt und für Gerechtigkeit kämpft.
Und doch gibt es immer noch Menschen mit einer fehlgeleiteten Auffassung. Die Bezeichnung ‚Feminist‘ ist ein so negativ konnotiertes Wort, dass es in vielen Kulturen als Beleidigung, als etwas Schlechtes wahrgenommen wird. Besonderen Anklang findet dieses Kuriosum unter türkischstämmigen Familien, wo über Geschlechterrollen nur ungern diskutiert wird. Denn was anderes als Unbehagen und Frustration löst es ja nicht aus. Nun das Risiko werde ich wohl eingehen müssen.
Letztes Jahr arbeitete ich als Hausaufgabenbetreuerin bei Merhaba, der deutsch-türkischen Begegnungsstätte in Koblenz. Mit neugierigen Blicken wurde ich von einer 12-jahrigen türkischen Schülerin gefragt, warum ich denn noch nicht verheiratet sei, und das obwohl ich ja bereits 26 bin. Peinlich berührt fügte sie noch hinzu: ‚Evde kaldın.‘ Das sagt man im Türkischen, wenn eine Frau mit 25 Jahren aufwärts noch unverheiratet ist. Ich wusste in dem Moment nicht, welche Erkenntnis erschreckender war: die Tatsache, dass so eine altbackene Bemerkung von einer 12-jahrigen Schülerin kam, oder die bittere Wirklichkeit, dass diese Denkweise ad Infinitum omnipräsent ist. Es war mir nicht peinlich von meiner Schülerin mit 26 Jahren als ‚alte Jungfer‘ abstempelt zu werden, ich war erschüttert, dass Eltern ihren Kindern immer noch solche abstrusen Banalitaten aufbürdeten. Das bemerkenswerte dabei ist, dass die türkischen Söhne von dieser Problematik vollkommen unberührt sind. Sie werden nicht wie Mädchen unter Druck gesetzt zu heiraten, eine Familie zu gründen, sich um den Haushalt zu sorgen. Sie haben alle Zeit der Welt, um sich zu entscheiden. Ein Alterslimit müssen sie nicht fürchten, so wenig wie als ‚alte Jungfer‘ verunglimpft zu werden. Und diese Thematik stellt bloß ein Beispiel für die Diskrepanz zwischen Mann und Frau dar. Da gibt es natürlich auch die Problematik der Gender Pay Gap, die Ausgrenzung der Frauen von der Politik und misogyne Äußerungen in den Medien und im Alltag.
Nun warum ist das so? Die Ursache liegt tief verwurzelt in unserer Gesellschaft, die die traditionelle Geschlechterrolle etabliert hat, was es nahezu unmöglich macht diese zu ändern.
Was wir jedoch ändern können ist unsere Einstellung, unsere Geisteshaltung.
Um von dieser Last, dieser ungerechten Rollenverteilung befreit zu werden, müssen wir die Barrieren abbauen und uns von jeglicher Differenzierung abwenden. Vor allem müssen wir unsere Töchter und unsere Söhne anders erziehen. Uns nicht auf das Geschlecht, sondern auf Gleichberechtigung fokussieren. Wir müssen unseren Horizont erweitern und uns von unserer eingeschränkten Sichtweise abkapseln. Für einen lebenswerteren Status quo. Für mehr Feminismus. Für eine gerechtere Welt.

 


Daha çok feminizm!

İlk defa altı yaşımdayken feminist olarak nitelendirildim. Bir çocuğu böyle abartılı, mana yüklü bir ifadeyle yüzleştirmek çok garip. Tabi ki Feminist sözcüğünün anlamını tam olarak bilmiyordum. Ancak, bir iltifat olarak söylenmediğini biliyordum.

Erkek çocuklarıyla dövüştüğüm, onlara küfür ettiğim ve hiçbir zaman evlenmeyeceğime dair yemin ettiğim için Büyükanneme göre ben bir Feministtim. Feminist sözcüğünü erkek çocuklarını aşağılayan ve onları düşman olarak gören biri olarak algılıyordum. Bir Feministin asla nefret dolu, erkek düşmanı bir birey olmayıp, kadınların eşit haklara sahip olmasını ve özgür kılınmasını savunan, toplum tarafından erkek ve kadına belirlenen rol dağılımının nedenini araştıran ve hakkaniyet için mücadele veren biri olduğunu anlayacak kadar büyüyene kadar bu böyleydi.
Ancak hala yanlış yönlendirilmiş zihniyetli insanlar da var. ‘’Feminist’’ adı o kadar olumsuz gösterilen bir ifade ki, bir çok kültürde bir hakaret, kötü bir şey gibi algılanmakta. Bu gariplik özellikle de cinsiyet rolünün tartışılmasından hoşlanılmayan Türk Kökenli Ailelerde rağbet görmektedir. Zira bu sıkıntı ve moral bozukluğundan başka bir şeye yol açmamaktadır. Ancak bu riske girmeliyim. Geçen yıl Alman ve Türklerin Görüşme yeri olan Koblenz şehrindeki Merhaba da ev ödevi danışmanı olarak çalışıyordum. 12 yaşındaki bir Türk kız öğrenci tarafından meraklı bakışlarla 26 yaşında olduğum halde neden hala evli olmadığım soruldu. Kız öğrenci utangaç bir tavırla ekledi: ‘’Evde kaldın’’. Bu Türkçede bir kadın 25 yaşını aştığı halde hala evlenmemişse söylenir. O an hangi yargılamanın daha korkutucu olduğunu bilemedim: böylesi demode bir görüşün 12 yaşındaki bir kız öğrenciye ait olduğu gerçeğinin mi, yoksa bu düşünce şeklinin ebediyen her yerde her zaman hazır olduğu acı gerçeğinin mi ? Kız Öğrencim tarafından 26 yaşında ‘’kız kurusu’’ damgası yemek canımı yakmadı, ama Anne-Babaların çocuklarına hala böyle absürt banallıklar aşılaması karşısında sarsıldım. Burada dikkate değer olan, Türk ailelerin oğullarının bu problemden hiç bir şekilde etkilenmemeleri. Erkek çocukları kızlar gibi evlenmeleri, bir aile kurmaları ve ev işleriyle ilgilenmeleri için baskı görmüyorlar. Onların karar vermek için sonsuz zamanları var. Bir yaş sınırı için korkmaları gerekmiyor, aynı şekilde ‘’kız kurusu’’ olarak küçük düşürülmekten de. Ve bu konu Erkek ile Kadın arasındaki çelişkide sadece bir örnek teşkil ediyor. Tabi burada bir de Cinsiyet ayrımı sorunu var. Kadınların Politikadan dışlanması ve Medya ve günlük yaşamda kadın düşmanlığına yönelik ifadeler.
Pekala, bu neden böyle? Bunun sebebi köklü bir şekilde geleneksel cinsiyetler rolünü yerleştiren, neredeyse bunu değiştirmeyi imkansız kılan Toplumumuzdur.
Ancak zihniyetimizi, mantalitemizi değiştirebiliriz. Bu yükten, bu adaletsiz rol dağılımından kurtulmak için engelleri kaldırıp, her türlü ayırıma mani olmalıyız. Her şeyden önce Kızlarımızı ve Oğullarımızı daha değişik bir biçimde yetiştirmeliyiz. Kendimizi cinsiyete değil de, hak eşitliğine odaklandırmalıyız. Ufkumuzu genişletip, kendimizi dar görüşlülüğümüzden izole etmeliyiz. Daha yaşamaya değer bir Statüko, daha fazla Feminizm, daha adil bir Dünya için.

Bildquelle: unsplash