Bize ikinci kuşaktan derlerdi.1970`li yıllarda „misafir işçi!“ olarak gelenlerin, sonradan Almanya`ya gelen çocuklarından biriyim ben.Babam 1971 `de gelmişti. Buderus`a işçi olarak. Annem ve erkek kardeşim ise çok sonraları 1978 de geldiler. Ben ise liseyi bitirdikten sonra, 1979 `da katılmıştım aralarına. Hedefim sosyoloji okumaktı. Ama ilk önce almancayı ögrenmem gerekiyordu elbette. O dönemlerde ne gezer devlet destekli almanca kursları.
Babam işçi, kazancı zaten belli. Aylık 1200 Mark, hadi ben 1300 Mark diyeyim. Dört kişilik bir aile.
Ev kirası,mutfak masrafları,kardeşimin okul giderleri, Türkiye`de ki akrabaların istekleri, şimdi de benim masraflarım.
Eĝitim için almanca şart. Annem ve babam bunun bilincindeler elbette. Ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaya da hazırlar. Küçüklüĝümden beri eĝitim önemli olmuştur hep ailemde.Tüm olanaksızlıklara raĝmen konu eĝitim olduĝunda ,olanaklar sonuna kadar zorlanır, gereĝi neyse yapılırdı bir şekilde. Öncelik eĝitimdi hep.
Bu sefer de öyle oldu.
Almanca kursu aylık 400 Mark, yol masrafı,cep harçlıĝı. Matematik dersinde hiç ama hiç iyi bir öĝrenci olmadım. İnsan tabi biraz hesap yapmasını öĝreniyor. Toplama, çarpma, çıkartma ve bölme. Dört işlemi sürekli kafamda geçiriyorum. Eve giren para belli, giderler belli. Toplama, çıkartma kafamı karıştırıyor ve hesap tutmuyor.
Annem ise çok rahat. Dört işlemi başka türlü yapıyor gibi. Kendine has formülleri oldu her daim. Herzaman ki gibi, olacak diyor, olacak bir şekilde.
Altı ay süren bir kurs boyunca, kurs ücretleri ödendi,yol masrafları ödendi, düzenli cep harçlıĝım verildi.
Elbette zorunlu masraflardan kesilerek, elbette mutfaktan kesilerek, elbette giyimden kesilerek, elbette kuruşları sayarak olmuştu bu. Sultan bütçeyi idare etmiş, işin hakkını vermiş ve hiç de çaktırmadan, kimselere belli etmeden, yakınmadan tüm giderlerimizi karşılamayı bilmişti gene.
Zorlukları birlikte aşma ve sorunları birlikte çözebilme yeteneĝi ayakta kalmamımızı saĝlamıştı. Ve bunun mimarı Sultan`dı. Yaşamdan öĝrendiklerimiz ile biçimlendiriyoruz geleceĝimizi.
Ben bu konuda kendimi çok şanslı görüyorum. Her zaman böyle olmadıĝını da biliyiorum elbette.
Almanya ile Türkiye arasında iş göçü antlaşmaları 1961 ve 1964 yıllarında imzalanmıştı. Yarım yüzyıldan uzun bir süredir Almanya`da yaşamaktayız. Birinci kuşak misafir işçıleri artık yavaş yavas aramızdan ayrılıyorlar. İknici kuşak, üçüncü kuşak, dördüncü kuşak derken buralı oluk artık. Bu toplumda ki yerimizi belirleyecek olan da eĝitim olacaktır. Çok daha fazla kaliteli bireyler, kalifiyeli insanlar gerek bize. Ve biz bunu SULTAN gibi eĝitime önem veren kadınlar ile başaracaĝız.
Çünkü ben biliyorum ki, her şeyden önce eĝitim diyen SULTAN`lar var.
Selam olsun.

 

Bildqualle: wa.de